ACİL HASTA

  • Hasta insan modeli sedye içinde iki hasta bakıcı tarafından nani nani dîye ses çıkararak doktor odasına getirilir.

  • Hasta sıra üzerine yatırılır. iki hemşire hastanın yanına gelerek.

  • 1 HEMŞIRE Hastanın durumu kötü görünüyor

  • 2. HEMŞIRE: Evet hemen doktor beye haber verelim.

  • (ikinci hemşire haşlanın yanından ayrılarak doktora seslenir)

  • 2 HEMŞIRE: Doktor bey, doktor bey ‘ Acil hasta var!

  • (Doktor gelerek kısa bir inceleme yapar)

  • DOKTOR: Hastayı ameliyat edeceğiz hemen hazırlıkları yapın.

  •  HEMŞÎRE:Peki doktor hey.

  • (iki hastabakıcı masa örtüsü î/e perdeleme yaparlar.doktor ameliyat için araç gereç isten

  • DOKTOR: Hemşire hanım çekiç

  • LHEMŞ1RE; Buyurun Doktor Bey

  • DOKTOR : Takoz ve testere

  • HEMŞIRE: Buyrun Doktor Bey

  • (Alın.an malzemelerle çeşitli sesler çıkarılarak hastanın kesildiği izlenimi

  • verilir. Doktor hastanın akciğerlerini alarak gösterir)

  • DOKTOR : Gençliğinde çok sigara içmiş vah zavallı akciğerler fabrika bacası

  • gibi olmuş, at çöpe gitsin. (Der, ciğerl eri çöpe atar.Bir hemşire kenarda çöp

  • DOKTOR : Maaşallah maaşallah, mide değil ambar sanki içinde bir ben

  • yokum ne bulduysa yemiş Bu mide iş yapmaz. Al çöpe gitsin. ( Der. mideyi çöpe atar. Karaciğeri a!ır , gösterir ) _

  • DOKTOR : Vah karaciğer vah, senden organ bağışı bile olmaz/ ( Der, çöpe atar, kalbi eline alır. )

  • DOKTOR : Bu kalp kan yerine alkol pompalamış, pompalamaktan yorulmuş iş yapmaz al çöpe gitsin. Der çöpe atar. bağırsakları gösterir )

  • DOKTOR : Şu bağır sak! arın haline bakın. Kördüğüm olmuşlar. Bu bağırsaklardan kokoreç bile olmaz. At çöpe gitsin (der çöpe atar,sonunda hastayı iki eliyle havaya kaldırarak )

  • DOKTOR . Bu adam fazla bite yaşamış .Af çöpe gitsin {der adamı çöp kovasına atarlar Kova sedyeye konulur hasta bakıcılar nani nani diye bağırarak oradan uzaklaşırlar.

  • OYUNCULAR

  • 2 Hasta bakıcı : Önlük

  • 2 Hemşire : Beyaz etek yada pantolon , beyaz gömlek .kep
    Doktor : Beyaz gömlek . steteskop gözlük

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNSAN TORNASI

 

İNSAN TORNASI
 Görüşmecî
Öğretmen
Dekor;Sıradan bir ev…kanepe ,sehpa, Atatürk portresiGÖR.-:’Efendim ben bir kültür dergisinin görüşmecisiyim. Sîz bir arkadaşımın oğlunun öğretmenisiniz, Sizden hep öv­güyle söz ederdi. Emekli olduğunuzu söyledi. Sizinle bir görüşme  yapmak istiyorum; ne dersiniz?
ÖĞR,- İşinize yarayacaksa yapın.
 GÖR.- Çok teşekkür   ederim. Efendim, ne kadar oldu ayrılalı.
ÖĞR.- İki ay oldu. Ağustosta emekli oldum.
 GÖR.- Sayın hocam ,kaç yaşındasınız?
ÖĞR- Kaç gösteriyorum?
GÖR- Altmış ,altmış beş yaşında gösteriyorsunuz.
ÖĞR.- Elli yaşındayım, erken çöktük.
GÖR.- Bu elli yılın kaç yılını öğretmenliğe verdiniz?
ÖĞR.- Otuz yılımı verdim. Dile kolay, otuz yıl!GÖR – Otuz yıl. Geriye baktığınızda ne görüyorsunuz hocam?ÖĞR- Toz.
GÖR- Toz mu? Ne tozu?
ÖĞR.- Tebeşir tozu! -   .           GÖR- Ha, evet. Sanatlı ve esprili konuşmayı seviyorsunuz…ÖĞR-Bizim kuşak hep böyledir Boş sözlerden kaçınırız. Geriye baktığımda, gözleri ışıl ışıl parlayan çiçeklerimi, öğ­rencilerimi görüyorum.GÖR- Ne güzel ! Emekli oldunuz, kendinizi nasıl hissediyorsu­nuz?ÖĞR- Yorgun, çok yorgun. Ama mutlu…GÖR- Anlıyorum. Otuz yıl öğretmenlik yaptınız; şu an elinizde ne var?  ÖĞR–Bir tesbih!., (Elindeki tesbihi gösterir)
GÖR-Yani?      
ÖĞR- Yâni hiçbir şey… Yine kirada oturuyorum. Bir evim bile yok         GÖR.- Emekli paranızla bir şey yapamadınız mı?ÖĞR- Hiçbir şey yapmaya yetmedi. Bir konut kooperatifine girmek  istedim. Sonra vazgeçtim,GÖR.- Neden?ÖĞR.-Düşündüm; o ev bitinceye kadar, yaş biter. .
GÖR- Daha yaşınız gençtir, efendim.
ÖĞR- Evet, yaşınız yaşım genç ,ama beynim yaşlı.
GÖR-Peki emekli paranızı ne yaptınız sonra?
ÖĞR- Şimdilik bankaya yatırdım. .Emekli aylığım  kiraya gidi­yor. Geçimimizi de o parayla sağlamaya çalışıyoruz.GÖR- Eşiniz de öğretmen miydi?
ÖĞR- Hayır , ev hanımıdır.
GÖR-Biraz da çocuklarınızdan söz eder misiniz?.
ÖĞR-Üç çocuğum var.İki kız bir erkek.Üçü de evli.
GÖR: Sokakta okula giden Öğrencileri görünce neler hissedi­yorsunuz?            ÖĞR.- Okul benim yuvamdı. Şimdi kendimi yuvasından kovul­muş gibi hissediyorum. Sokağa çıktığım zaman, ayakla­rım  okulların önüne sürüklüyor beni.GÖR-.Bir öğretmen olarak. Öğretmeni tanımlar mısınız? ÖĞP– Öğretmen, insan yapan bir tornadır.
GÖR.-Çok güzel tanımladınız.. Nerelerde görev yaptınız en çok?
ÖĞR- Hep doğuda, Köylerde çalıştım. Son beş-altı kentte çalıştım.
GÖR-O köylerde kuşkusuz ilginç şeylerle karşılaştınız.Rica etsem birini anlatır mısınız.
ÖĞR: Ahh! Ne köyler ne insanlar gördüm! Bir köyde soyadı yüzünden çok zorluk çektim.Toprak.Köyde soyadı değişik bir ben vardım.Köy bir aşiretten ibaretti. Yabancıya kız vermediklerinden hepsi akrabaydı.İşin asıl yadırganacak yanı adlarının çoğunun da aynıydı :Ahmet,Mehmet,Ayşe,Fatma…Okulda altı tane Mehmet Toprak, dört tane Fatma Toprak vardı.Onları numarasıyla çağırıyordum.
GÖR- Çok ilginç !Unutamadığınız bir anınız var mı?
 ÖĞR.- Anım çok. Bir olay beni çok duygulandırmışız. Olay bir yolculukta oldu. Otobüste bulunan yolculardan biri parasının  çalındığını söyledi. Otobüs karıştı. Bir mola yerinde karakola çekildi otobüs. Polisler otobüs yolcularını sıra ile teker teker aramaya başladılar. Sıra bana gelince, o parası çalınan kişi, polise, “Bu beyefendi öğretmendir, onu arama­yın” dedi. Diğer yolcular da “O öğretmendir1″ dediler. Çok duygulandım. Bu olay- öğretmene duyulan saygının, güve­nin bir göstergesiydi. Tabir, bu olay çok eskilerde oldu.
GÖR.- Gerçekten anlamlı  bîr olay .. Peki para bulundu mu?
OĞR.- Evet bulundu. Genç bir yolcunun üzerinde..
GÖR-Sizi üzmüş  olacağım, hocam; birde acı anınızı anlatabilir misiniz?”      ÖĞR-Ne yazık ki acı anımda çok… Bîr gün bir Öğrencim yanıma: yaklaştı; Utana sıkıla,- “Öğretmenim çok açım. Bana bir ekmek parası verebilir misiniz? dedi. Çok;üzüldüm.Cebimdeki paranın yarısını zorla verdim. Utanmaması gerektiğini söyledim. Çocuk birkaç ay sonra, aldığı parayı geri vermek isledi. Almadım.GÖR- Yüzlerce öğrenci yetiştirdiniz. Yüksek mevkie gelmiş olan var mı?ÖĞR-’Var. Bakanlığa kadar yükselen öğrencim,oldu..
GÖR-Hocam, en çok neden rahatsız oldunuz öğretmenlik yaşamınızda?
ÖĞR-Çocuğum yaşında kaymakamların önünde ceketimi   düğmelemek oldu…GÖR-Sağlığınız nasıl?
ÖĞR- Ülser,görme zayıflığı,ses kısıklığı,varis var.Posamız kaldı kısacası.
GÖR-Peki sayın hocanı, bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
ÖĞR- Anılarımı yazacağım.GÖR- Milli Eğitim Bakanı olsaydınız, ilk iş olarak ne yapardınız?ÖĞR- Öğretmenlerin sorunlarını öğrenmek için bir anket yapardım..GÖR- Sayın hocam, en güzel görüşmemi sizinle yaptım. Bun­dan sonraki yaşamınızda size mutluluklar diler, teşekkür ederim,ÖĞR.- Ben de teşekkür ederim. Arkadaşınızın oğluna da selamlar…

 

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

T.B.M.MM AÇILIŞI

  • T.B.M.MM AÇILIŞI

  • KONUŞMACI – Osmanlı devleti 1. Dünya savaşından yenik çıkmasından sonra Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı.Bu anlaşmaya göre ordumuzun silahları elinden alınmış ve ordumuz dağıtılmıştı.Düşmanlar istediği yerleri işgal etmeye başlamıştı.Mustafa Kemal ve arkadaşları yurdumuzu düşman işgalinden kurtarmak için çalışmalara başlamak üzere İstanbul dan Samsun a gittiler.Halk onları coşkuyla karşıladı. Mustafa Kemal ,Amasya ,Erzurum ve Sivas’ta toplantılar yaparak halkla görüşmeler yaptı. Her ilden bir delege Ankara’ya çağrıldı. 23 Nisan 1920 günü TBMM ‘nin ilk toplantısı yapıldı.Şimdi bu toplantıya gidelim ve konuşmaları dinleyelim.

  • EN YAŞLI ÜYE –Arkadaşlar en yaşlı üye olarak toplantıyı açıyorum hayırlı olsun.İşgalde ölen şehitlerimiz için sizleri saygı duruşuna davet ediyorum.  ( SAYGI DURUŞU YAPILIR) Şimdi meclis başkanı seçimini yapmalıyız.Aday olan üye var mı?

  • MUSTAFA KEMAL – Ben adayım sayın başkan.

  • EN YAŞLI ÜYE – Başka aday var mı? El kaldırarak oylama yapmak istiyorum. Mustafa Kemal’i kabul edenler ( SAYAR ) Kabul etmeyenler

  • ( SAYAR) Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. Buyurun Mustafa Kemal bey .

  • MUSTAFA KEMAL- Arkadaşlar teşekkür ederim. Sayın delegeler bildiğiniz gibi yurdumuz işgal altında ,padişah İstanbul’da ve elinden hiçbir şey gelmiyor.Ben Amasya ,Erzurum ve Sivas’a gittim , halkla konuştum . Halk bu işgale dur demek ve bağımsız yaşamak istiyor.Biz de TBMM olarak burada bazı kararlar almak zorundayız. Söz almak isteyen üye var mı?

  • 1.        ÜYE – Ben söz istiyorum sayın başkan.

  • MUSTAFA KEMAL- Buyurun sayın üye.

  • 1.        ÜYE- Sayın delegeler savaştan yeni çıktık ,silahımız yok , cephanemiz yok, ordumuz yok , insanlar aç sefil . Yani halk bu durumda savaşamaz.Benim fikrim İngiliz hükümetinin bizlere daha önce çok yardımları oldu, İngilizlerle birlikte yaşayabiliriz.   ( OTURAN ÜYELER MASALARA VURARAK- HAYIR HİMAYE KABUL EDİLEMEZ , BAĞIMSIZLIK İSTİYORUZ) 1. ÜYE KÜRSÜDEN İNER

  • 2.       ÜYE – Ben de söz istiyorum sayın başkan.

  • MUSTAFA KEMAL-Buyurun sayın üye .

  • 2.ÜYE- Arkadaşımın fikirlerinin bir bölümüne katılıyorum. Ancak İngiliz hükümeti konusunda yanılıyor ,İngilizler bize hiçbir zaman yardım etmedi. Benim fikrim İtalyalardan yana .(OTURAN ÜYELER –HİMAYE KABUL ETMİYORUZ BAĞIMSIZLIK İSTİYORUZ BAĞIMSIZLIK –MASALARA VURULUR AYAĞA KALKILIR) ÜYE KÜRSÜDEN İNER

  • MUSTAFA KEMAL –Sayın üyeler burası TBMM ‘i burada herkes bağımsız olarak fikrini söylemelidir, lütfen dinleyelim.

  • 3.ÜYE – Söz almak istiyorum başkanım.

  • MUSTAFA KEMAL – Buyurun .

  • 3.ÜYE –Sayın üyeler biz burada TBMM’ni kurduk ,bazı kararlar almaya çalışıyoruz, padişah hazretleri efendimiz bu işe ne der ?

  • ÜNSAL—-(OTURAN BİR ÜYE – PADİŞAHI ÇOK YAŞA ) 

  • -İLKER—– OTURANLAR – Padişah İstanbul’ da hiçbir şey yapamaz.

  • Padişah efendimiz bir çıkış yolu bulacaktır elbet. (SIRALARA VURULUR ÜYE İNER)

  • HALİDE EDİP – Söz istiyorum sayın başkan.

  • MUSTAFA KEMAL- Buyurun Halide hanım.

  • HALİDE EDİP –Ağalar , beyler sizler neler söylüyorsunuz? Söylediğinizi kulağınız işitiyor mu?Binlerce vatan evladının kanlarıyla sulanmış bu toprakları nasıl olurda manda yönetimine bırakalım dersiniz?Yüzyıllarca bağımsız yaşamış bir ulusu nasıl olurda başka ülkelerin boyunduruğu altına verelim dersiniz .Binlerce şehidimiz ,gazimiz bunun için mi savaştı? Şehitlerin kemikleri sızlamaz mı? Ne İngiliz ne İtalyan ne Fransız ne de başka ülkenin himayesinde olma düşüncesi millete ,vatana ihanettir. Savaşarak bağımsızlığımızı kazanmalıyız. Yaşasın vatan yaşasın vatan……(BÜTÜN ÜYELER AYAĞA KALKAR YAŞASIN VATAN DİYE BAĞIRIRLAR ALKIŞLARLA OTURUM KAPANIR)

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YEMEK-İÇMEK YASAK

  • İki adam karşılıklı oturur. Birinin elinde sigara vardır.

  • I. ADAM:Valla, canım kardeşim. Yaşamak istiyorsan önce benim söylediklerimi dinleyeceksin.

  • II. ADAM:Abi dinlerim. Sen ne söylersen yaparım. Kelimesi kelimesine senin söylediklerine uyarım.

  • I. ADAM:Sağ ol. Senin iyiliğin için. O elindeki nedir o?

  • II. ADAM:Sigara.

  • I. ADAM:Ha! Önce onu bırakacaksın. Yaşamak istiyorsan sigara içmek kesinlikle yasak.

  • II. ADAM:Bırakırım. Sigarayı bırakırım. Elindeki sigarayı önündeki küllüğe söndürür. Buyrun bırakıyorum.

  • I. ADAM:Çok güzel!

  • II. ADAM:Bak ne yapıyorum bak Allah aşkına söndürdüm bitti. Bıraktım.

  • I. ADAM:Bundan sonra da içmeyeceksin.

  • II. ADAM:İçmiyorum. Bıraktım. Derin derin nefes alır. Nefesim açıldı yahu! Valla çok iyi geldi sigarayı bırakmak. Zaten sigara önemli değildi.. Ben her zaman içmiyorum ki sigarayı. Daha ziyade içkiyle içiyorum.

  • I. ADAM:Amaaaaaan ! İçki de mi içiyorsun?

  • II. ADAM:İçiyorum. Haftada bir iki defa bir büyük götürüyorum.

  • I. ADAM:Vay vay vay vay vay ! Yani sen gidicisin.

  • II. ADAM:Nereye gidiyorum?

  • I. ADAM:Aramızdan ayrılıyorsun.

  • II. ADAM:Yok ben muhabbetinizden memnunum. İstersen beraber kafayı çekeriz.

  • I. ADAM:Hayır yani öyle değil! Terk-i diyar ediyorsun.

  • II. ADAM:Efendim?

  • I. ADAM:Yani dünya değiştiriyorsun, dünya! Alem-i berzahtan alem-i ervaha göç.

  • II. ADAM:Hı?

  • I. ADAM:Yolculuk, yolculuk.

  • II. ADAM:Neyle gidiyoruz?

  • I. ADAM:Dört kolluyla.

  • II. ADAM:Nasıl bir şey?

  • I. ADAM:Böyle ince, uzun, ahşap, yeşil örtüsü var. Üzerinde ayet-i kerime yazıyor. Eski yazı.

  • II. ADAM:Haaaa! Suudi Arabistan Hava Yolları.

  • I. ADAM:Güler. Gibi de. Bu benim dediğim karada gidiyor bu.

  • II. ADAM:Heee! Bu karayolları bu.

  • I. ADAM:Öyle de denebilir. Önünde de böyle siyah cübbe giymiş, beyaz sarıklı bir bey gidiyor. Nur yüzlü böyle. Huşu içersinde son vazifesini yerine getiriyor.

  • II. ADAM:Pilot.

  • I. ADAM:Eh! Bir bakıma o da onun pilotu doğru. Geniş bir alana geliyorsunuz.

  • II. ADAM:Hava alanı.

  • I. ADAM:Çukura iniliyor. Çukura yumuşak iniş yapıyorsun. Kıbleye doğru yatıyorsun, üzerini örtüyorlar. Herkes gidiyor. Bir tek o senin pilot kalıyor. Pilot kalıyor, o talkın veriyor. Talkın veriyor. Sesi alınca o da duasını yapıyor, gidiyor. Birinci kısmın sonu. İkinci kısmın başında bir kız çocuğu bakkala gidiyor. Bakkaldan şeker alıyor, yağ alıyor, irmik alıyor, fıstık alıyor. Eve gidiyor. Evde bakır tencerede yağ kızıyor. Fıstıklar pembeleşene kadar pişiriliyor. Orada şerbetimizi yapıyoruz. İrmiği salıyoruz. Haydaaaaaaaa! Karıştırır gibi yapar.

  • II. ADAM:Abi yoksa sen benim öleceğimi mi ima etmeye çalışıyorsun?

  • I. ADAM:Nasıl anladın bunu tebrik ederim ya! Elini sıkar. Yani şu kadarcık ima ettim. Havada kapıyorsun be! Helal olsun.

  • II. ADAM:Sigarayı bırakmak iyi geldi ya! Zihnim açıldı zihnim.

  • I. ADAM:Yaaa! Anladın.

  • II. ADAM:İçki kötü oldu ama.

  • I. ADAM:Ne yönden?

  • II. ADAM:Eğlencelerde bir iki duble çok iyi gidiyordu abi ya!

  • I. ADAM:Amaaan! Eğlence falan diyorsun. Yoksa senin gece hayatında mı var?

  • II. ADAM:Gece hayatım da var.

  • I. ADAM:O kulüp senin bu kulüp benim gidiyorsun.

  • II. ADAM:Yok benim klubüm yok. Başkasının klubüne gidip oturuyorum.

  • I. ADAM:Heee öyle değil yani taaaa sabaha kadar içilip oturuluyor.

  • II. ADAM:İçiyorum sabaha kadar içiyorum.

  • I. ADAM:Artık içilmeyecek. Yaşamak istiyorsan içki, sigara, gece hayatı kesinlikle yasak.

  • II. ADAM: İçmeeeem. Evden dışarı çıkmam. Otururum evimde yaaaa!

  • I. ADAM: Ohhhhh!

  • II. ADAM: Aaaaaaaa! Yakarım mangalımı caz caz iki parça et.

  • I. ADAM: Eyvah eyvah eyvah eyvah ızgara et?

  • II. ADAM: Izgara et.

  • B ADAM: Naaaptın sen. En iyisi intihar et.

  • İ ADAM: Niye, intihar et ızgara etten daha mı lezzetlidir?

  • B ADAM: Hayır değil. Et diye bir şey yok.

  • İ ADAM: Var bizim kasapta ağzına kadar dolu.

  • B ADAM: Öyle var da yani senin için yok.

  • İ ADAM: Heee geçen ayki parayı vermedik diye vermiyor hain adam.

  • B ADAM: Öyle demiyorum. Sen eti unut.

  • İ ADAM: Efendim?

  • B ADAM: Bu bir yooook.

  • İ ADAM: Nasıl yok?

  • B ADAM: Et yok. Varsayım bu.

  • İ ADAM: Heeeeee

  • B ADAM: Yok farzet.

  • İ ADAM: Heeee masusçuktan masusçuktan.

  • B ADAM: Et yokmuş gibi davran. Sen et obur olarak yaratılmamışsın. Sen ot obursun ot obur.

  • İ ADAM: Neyim?

  • B ADAM: Ot obur. Sen yeşile yayıl.

  • İ ADAM: Ben biraz geç anlıyorum diye sen bana inek mi demek istiyorsun?

  • B ADAM: Estağfurullah. Ben sana otla demiyorum. Topla. Mevsimine göre ebe gümeci, kuzu kulağı, radi kusa, hindibağ, labada.

  • İ ADAM: Et yok.

  • B ADAM: Et yooook.

  • İ ADAM: Bundan sonra iyisi mi tereyağ, reçel, peynir yerim.

  • B ADAM: Yiyemezsin. Sen adamı deli edersin. Sende mantık da yok be kardeşim. Sen hem yaşamak istiyorsun. Hem neler yemek istiyorsun. Bunları yiyemezsin.

  • İ ADAM: Bunları yiyemiyorum ki abi zaten. Bizim hanımdan fırsat kalıyor mu? Geliyor önümde ne doluysa hepsini hüpletiyor. Kendi götürüyor, yiyor . Biz kalıyoruz işte .

  • B ADAM: Yenge obur mu?

  • İ ADAM: Yok hamile.

  • BİRİNCİ ADAM: Ha! Tamam o zaman. Benim söylediklerime aynen uyacaksın. Bu söylediklerimin hepsi yasak. Ben sana yaşaman için yapman gereken şeyleri söylüyorum.

  • İ ADAM: Hayır efendim yapmamam gereken şeyleri söylüyorsun. İçki, sigara, gece hayatı, tereyağı, reçel, peynir, sucuk.

  • B ADAM: İşte bütün bunlar yasak.

  • İ ADAM: Yaşamanın ne anlamı kaldı o zaman? Yeme, içme, eğlenme. Ya sen ne biçim doktorsun be?

  • B ADAM: Ben doktor değilim ki.

  • İ ADAM: Nesin sen?

  • B ADAM: Ben mahallenin yeni muhtarıyım kardeşim.

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇANAKKALE DESTANI

ÇANAKKALE DESTANI
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyoooom düşmana karşı
Oooof gençliğim eyvah…..

Çanakkale içinde vurdular beni
ölmeden mezara koydular beni
Oooof gençliğim eyvah…..

tuğçe:
Çanakkale,
Asırlara uzanır yolculuğun.
Gecenin karanlığında suları yaran sal,
İçinde kırk yiğidi Süleyman Paşa’nın…
Ve Sarı Saltuk,Evronos Bey,Gazi Fazıl.
İşte senin gerçek tarihin böyle başlar.
tuğba
Giriş kapısı Anadolu’mun,
Geçiş kapısı Avrupa’nın.
Sensin tapusu yurdumun.
İlk defa seninle tanıdı Türk’ü,
Son defa sende öğrendi,
Seni ve beni unutamaz Avrupa.
berat:
Mavi denizlerinde hür martıların
Oynaşırdı uzun asılarda.
Huzur içinde yatardı denizine karşı
Bolayır’da Süleyman Paşa.
Uzak iklimlerden gelen gemileri,
Selamlardı,gemiler Bolayır’ı.
3.irem
Ezine’de Ahi Yunus,
4.eda nur
Kaşıkcı Baba Kilitbahir ‘de,
erensu
Gelibolu’yu bekleyen gönül erleridir.
5.gamze
Huzur , sükunet ister gönül erleri.
Yatışları denize karşı,
Gözlemek içindir gemileri.
berna
Ey güzel toprak,bedenimsin,tenimsin.
Seninle kucaklaşan erlerinle:
BENİMSİN,BENİMSİN,BENİMSİN….

6.büşra
Giriş kapısı sensin Marmara’nın
Sen Anadolu’sun,Rumeli’sin.
Sana evlat bağışlayan her ilisin.
Kastamonu,Van,Kırklareli’sin…
Kısacası sen : Türkeli’sin
tuğba
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi yatanlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir.

7.burak keskin
Yıl 1914…………
Kaynamada bütün Avrupa.
Barut kokusu gelmede dört yandan
Yeryüzü kaynamada;
berna
ATEŞ,öLÜM,KAN……….

8.merve
Ülkeler sıkarken birbirine yumruğunu
İnsanlık adına insanoğlu,
Veriyor belki son soluğunu…
Savaş çığlıkları yükseliyor gökyüzüne.
Analar ,bacılar,dedeler,kan ağlamakta beride.
9.hamza
Hamılton karar vermiş:Şu boğazların
Sahibi olacakmış,bugün değilse yarın…
10.tenzile
Geçip Çanakkale’den hesapları
İstanbul’u almak ister İngiliz cenapları…
Sonra:Hasta Adam’ın
Mirasını, bölüşmekmiş hülyaları…
11.burak alp
Boşalmış beş kıtanın bütün denizleri.
Çanakkale olmuş sanki geçit yeri…
Karadağlı’sı,Fransız’ı,İngiliz’i…
Kendi geldiği yetmiyormuş gibi
Yanında bir de Hintli’si,Zelendalı’sı….
12.emine
Fakat bu hesapta aldanmada hesapsızlar.
Her hasta mutlaka ölmez.
Türk’ü öldü sanmada soysuzlar.
Daha dün Türk’tü efendisi
Ne çabuk unutmada insan hafızası.
– —
Asırlarca söylenirken,
Dillerde bizim şarkımız.
Medeniyet bizimle doğdu.
Hakk’a merdiven oldu ırkımız.
Son rütbemizdi şahadet
ölümden yoktur korkumuz
Birlik olur ölümüz,dirimiz
Çelikten bir orduya
Bedeldir ırkımız…

13.tuğba kınık
Ben ezelden beri hür yaşadım,hür yaşarım .
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ?Şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim ,bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam ,taşarım.

14.necdet
Her bucaktan mantar gibi
Bitiyor çelik ordular.
Denizden gökten topa tutuyordular
Koç yiğitler,aç toprakları
Durmadan doyuruyordular.
– –
Yurda olurken göğsümüz siper,
Sırtlan gibi bağırıyor gemiler.
Sanki boşaltmada içindeki ateşi,
Bunlar mı Avrupalı,bunlar mı medeni?
15.tuğçe
Düşman sevinçle karaya tırmanıyor
Şimdilik sessiz siperlere
Yürürken sevinçle, azametle,
Sahipsiz köy buldum sanıyor.
16.merve
Ve birden saldırıyor , o aslan Mehmetcik…
Fırtına yaratırken havada mermiler,
Ok gibi fırlamada siperden her nefer.
Bir adım gerilemiyor yerinden
Kahraman Türk askeri.
– –
Adım atamaz siperden öteye düşman
ölmeden en son kahraman.
17.büşra
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun,korkma.Nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.
18.berat
Birbirine karıştı varlıkla yokluk.
Çelik zırhlılarla iman dolu göğüsler.
ölen ölür, kalanınsa, kanı göğsünü süsler.
Bire beş, beşe on gelmede düşman.
Ortada zaferden eser yok, geride kalan mı?
– ——
öLÜM!öLÜM!öLÜM!…ölüler….Ve bir de kan

– —-
Bayrakları bayrak yapan üstünde ki kandır.
Toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır.
19.eda nur
Yaralı bir asker gibi saldırıyor Mehmetcik
Bakmıyor düşmanın sayısına…
—— ——-
O’nu siperden sipere uçuran iman var.
20.gamze
Hamilton haykırıyor:
ölün,dönmeyin geri
“Yetişin bittik!”diye yalvarıyor telsizler.
Tükenenin yerine yenisi yükleniyor
Her yüklenişte düşman yeniden ümitleniyor.
21.emre
Mehmetcik ise azaldıkça yeniden bileniyor
Topları susturuyor”Allah Allah” narası.
Kandan başı dönüyor çarpışanların.
Durmazsa bu akın,duracak hayat yarın.
—— ——-
Toz yerine uçuyor kollar,başlar , bacaklar.
Son ümitle son defa saldırıyor Anzaklar…
Uğrattık anzakları süngümüzle bozguna.
İlk günüde mıhlandı düşman Arıburnu’na

22.burak keskin
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın.
Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir belki yarın , belki yarından da yakın
23.tuğba kınık
Durur mu düşman,
Bir daha , bir daha deneyecek şansını.
Kendi ateşe dokunmuyor nasıl olsa,
Taa Hint’ten , Kanada’dan getirmiş maşasını.
24.necdet
Bir er patlamamış bir bombayı geri sallıyor.
Kendi silahıyla düşmanından öç alıyor.
Son harpteki ölüler kalkmamışken ortadan,
Yeni bir akın yaptı düşman Anafartalar’dan
Elden ele geçiyor bazı tepeler,
Otlar gibi süngüden geçiriliyor askerler.
—— ——-
Harp şiddetlendi,yeniden saldırıyor,gök,deniz…
Sağlar yetişmeyecek, ölüler!diriliniz…

ATATÜRK:
BEN SİZE TAARRUZU DEĞİL,öLMEYİ EMREDİYORUM.
26.irem
Böyle emrediyordu Mustafa Kemal , erlerine
Hepsi gülerek koştu ölüm siperlerine.
27.burak alp
Başka hangi milletin komutanı askerine,
ölmeyi emreder savaşmak yerine.
Aslında ölmek esarettir Türk askerine,
Yaşamaksa , destanlar yaratmaktır kaderine.
28.emre
Ezineli Yahya Çavuş derlerdi ona.
Çiftini, çubuğunu vatan,namus bilir,
Bir de Allah’ı tanırdı.
O’na Fransız,İngiliz dendi mi
Kendi gibi insanoğlu sanırdı.
29.eda nur
İşte 25 Nisan 1915,
Seddülbahir Köyü’ndeyiz
Altı taburla çıktı kıyıya İngiliz…
30.tenzile
Ezineli Yahya Çavuşa bir siper verdiler.
Etten kemikten bir hisar oldu düşmana.
Altı düşman taburunu on saat
Kıyıda tuttu altmışüç adsız kahramanla
31.emine
“Dur bakalım!”dedi Yahya Çavuş.
Ne öyle aceleniz?
Ordumuza zaman gerek…
Ne kadar geç düşersek toprağa,
O kadar pahalı olur canımız…
32.hamza
Bugün aynı siperde bir abide…
Altmışüç şehitten on sekizi
Yazılı bir yüzünde.
öbür yüzünde de:
—— ——-
Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman ,tümen sanırdı bu şahane erleri.
Allah’ı arzu ettiler,akşama kavuştular.
33.irem
Bu kahramanlık destanından kalan,
İşte hepsi bu kadar…
—— ——-
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme ,tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun,incitme yazıktır atanı.
Verme , dünyaları alsanda bu cennet vatanı.
34.emine
Ben Mehmet oğlu Seyit’im.
Namus borcumu ödemektir niyetim.
Canımdır bu borçta en son diyetim.
Denizden kuduran ateş cehenneminde
ödedi diyetini arkadaşlarım , sıra bende.
Daha ne olduğunu anlamadan topun dibinde
İlişti gözüme ikiyüzonbeş okkalık mermi
Canı çıkmadan koçyiğidin
Vatana borcu biter mi?
“Bismillah “ dedim ta yürekten
Sürdüm namluya birincisini.
Sıyırdı geçti Ocean’ı direkten.
Peşinden ikinci mermiyi gönderdim hedefe,
Hakk için atış üçtür diye.
Üçüncü mermi elimde, namlu da hedefte.
—— ——-
ŞİMDİ OCEAN SULARIN DİBİNDE BEKLEMEKTE…

35.hamza
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak ,toprağı sıksan, şüheda.
Canı,cananı, bütün varımı alsında Hüda.
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
36.büşra
Sevinçle tırmanıyor düşman Conkbayır’ını,
Sanır ki kimse durduramaz bu akını.
Uçarak bir hamlede fundalıklı sırtlardan,
Tam vaktinde yetişti,
“MUSTAFA KEMAL” adlı yüce kahraman.
Yıldırım sedasıyla dedi: – Eşsiz çocuklar!
önünüzde, biliniz mutlak ölüm var.
Doymayan topraklara akıtıp temiz kanımızı,
Mutlaka kurtaracağız vatanımızı.-
37.berat
Üstünlüğü vermeyiz hiçbir savaşımızda.
öndeyiz, Mustafa Kemal durdukça başımızda.
Gözleri ufku kollar, parmakları enginde,
Arzın göğsü kabarır, O varken üstünde.
Güneş daha kaç kere aydınlatsa cihanı,
Bir kahraman millet ki bu, yazılmaz destanı.
—— ——-
“Boğaz’da ölenlerin torunuyum.” Demek yeter.
Rabbim, bu kıyıma sebep olanlara tufanlar gönder.

38.gamze
SUSUN!….. DİNLEYİN, KONUŞUYOR öLÜLER:

—— ——-
-Niçin, kim için öldük?…

39.burak keskin
Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa,
Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır.

—— ——-
-Millet yoludur, Hak yoludur, tuttuğumuz yol;
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa……. Var ol!

40.tenzile
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ öNÜNDE EĞİLMEDEN.

41.merve
Heybetli ordulara mezar oldu bu toprak.
Artık Çanakkale’ye kimse saldırmayacak.

42.burak alp
İnsanlığı koruduk biz Çanakkale önünde.
Göğsümüz bir iman kayasıdır.
Dün de bugün de……

—— ——-
Çanakkale , şehitler toprağı!
Son savaşta vatanın,
İkiyüzellibini koynundadır.
Gencecik fidanları,dalı,yaprağı…
Sana destanlar gerek,tarihin görmediği
Destanlar gerek,yakılmaz ağıt.
Destanına ancak denizler olmalı kağıt.
Çanakkale,ey aziz vatan!
Erlerinin nöbetinde…
Sonsuza kadar Türk yurdu kalacaksın.
Nesilden nesile hep sen anlatılacaksın.
Bizimle birlikte zafer türkülerine katılacaksın

43.tuğçe
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal;
Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal.
HAKKIDIR HÜR YAŞAMIŞ BAYRAĞIMIN HÜRRİYET,
HAKKIDIR HAKK’A TAPAN MİLLETİMİN İSTİKLAL.

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AVCI


(Orman Haftası Piyesi)
3 perdelik oyun Oynayanlar:
Anne
Komşu kadın Avcı Oduncu
Geyik (Geyik maskeli çocuk}
Ormandaki koyunlar
(Maskeli çocuklar)
Sahne: Bir köy odası
Birinci Perde
Anne, komşu kadın, sonra avcı (Anne, kulübenin kapısından dışarıya bakar. Komşu kadın sedirde oturmuş, yün eğirmektedir.}

ANNE – Ortalık nerede ise kararacak!..
KOMŞU – Eh ne yapalım, vakit akıyor.. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar akşam ofuyor!..
ANNE – Aman ne söylüyorsun komşu! Bugün saatler geçmesini bilmiyor!..
KOMŞU – Herhalde işin yoktu da sana saatler uzun geldi. Yoksa ben, sabahtan beri o kadar çalıştım ki bana gün pek kısalmış gibi geldi…
ANNE – Bugün işim yoktu, ama bir iş tutacak gönlüm de yoktu!
KOMŞU – Ne vardı komşucuğum? Bir derdin mi vardı yoksa!..
ANNE – Bir derdim vardı ya!..
KOMŞU – Vah vah… Geçmiş olsun!.. Ne İdi derdin?..
ANNE – Annelerin derdi ne olur ki! Ben avcıyı düşünüyorum?..
KOMŞU -Avcıyı mı?.. Anlayamadım! Hangi avcıyı?..
ANNE – Bizim çocuğu düşünüyorum!.. Ona siz köyde avcı demiyor musunuz? Benim de dilim alıştı. Çocuğumun adını bile unuttum!.. Ben de onu “avcı” diye çağırıyorum…
KOMŞU – Peki! Senin avcıya ne olmuş ki? Bu kadar üzülüyorsun!..
ANNE – Bir şey olmadı!.. Ama… .
KOMŞU-Aması ne?..
ANNE – Aması şu: Bizim çocuğun zihnine koymuşlar!.. Güya ormanda bir yaban domuzu türemiş. Bütün çiftliklere, çubuklara, tarlalara, bağlara ziyan yapıyormuş. Köylülerin canı İçin de tehlike oluyormuş… Bu köyde ve yakın köylerde, oğlum gibi bir avcı yokmuş. Ona, “Bu yerleri olsa olsa sen kurtarırsın!.. Senden başka kimse onu alt edemez!” demişler… O da bu sözlere kapıldı, önceki sabah tüfeğini yüklendi, Çarıklarını giydi, canavarı avlamaya ormana gitti. “Yapma oğlum, etme oğlum…” dedim, dinletemedim. Dün sabah giderken: “Bu hayvanı vurmadan dönmeyeceğim.” dedi. Ama, ne kadar zaman dağda, ormanda kalabilir?.. Çantasındaki azık da pek azdı. Dün gece gelmeyince, çok üzüldüm, ama “Belki de ormanda domuzun çıkışını bekliyor!..” diye kendimi avuttum. “Gün ışırsa gelir!” dedim… Şimdi gün kavuşuyor, bizimki hâlâ görünürlerde yok!.. İşte anun için durmadan kapıdan bakıyor, yolunu gözlüyorum…
KOMŞU – Üzme kendini komşucuğum!.. Avcı oğlun arslan gibidir. Üç köy avcısının öldüremediği o koca domuzu senin uşak, Allah bağışlasın; tek başına öldürür!..
ANNE – Evet, Allah korusun! Şimdiye kadar başına böyle bir şey gelmemişti! Ama analık dedik ya!..
(Onlar böyle konuşurken sahne hafifçe kararmaya başlar.)
KOMŞU – Evet, akşam kavuşuyor. Ben de kalkıp gideyim!.. Ocağa bir çorba koyayım!..
ANNE – Ah sen de mi gidiyorsun? Yalnız kalınca daha da güç olacak beklemek!..
KOMŞU – Yemekten sonra sana yine uğrarım!..
ANNE – Haydi güle güle!..
(Anne, arkasını kapıya çevirmiştir, bu sırada ava içeriye girer.)
KOMŞU-İşte avcı geldi!..
(Anne sevinçle kapıya koşar)
ANNE – Sen mi geldin yavrum?.. Oh ne kadar merak ettim!
(Avcının suratı asıktır, omuzundaki torbayı yere bırakır; gelir, annesinin ve komşusunun ellerini öper.)
KOMŞU – Çok yaşa yavrum…
AVCI – Siz de çok yaşayın teyze!..
ANNE – Nerelerde kaldın dün gece?
AVCI-Merak mı ettin?
ANNE – Elbette!
AVCI – Ben sana canavarı yakalamadan dönmeyeceğim dememiş miydim?..
ANNE – Dedin, dedin ama, ben canavarla boğuşmaya gittiğini biliyordum, nasıl rahat ederim?..
AVCI – Ben sana canavarı vurmadan geri dönmeyeceğimi önceden söylemiştim. Canavarla da buluşmak için sözleşmiş değildik ya! Onu, bir günde yakalayamayacağımı düşünürsün ve kendini üzmezsin sanmıştım…
ANNE – Bari canavarı vurdun mu?
AVCI – Ne gezer?.. Dağda, ormanda dolandım durdum!..
KOMŞU – Ben torbayı görünce canavarı öldürdükten sonra kafasını kesip şu çuvala koydun sanmıştım.
AVCI-Hayır!..
KOMŞU – Sonra annen lâmbayı yakınca çuvalda: “Canavarın başı bu kadar küçük olamaz!” dedim.
AVCI – Doğru düşündün teyze, bunun içinde canavar değil, minik bir geyik yavrusu var!..
ANNE – Ne dedin, ne dedin?.. Bir geyik yavrusu mu?..
(Yere eğilir, çuvalı aralar, hemen kapatır.) Sahi ! imiş… Nasıl yaptın avcı bunu? Nasıl kıydın bu yavruya?..
(Komşu kadın gelir, çuvalı aralar, bakar.)
KOMŞU – Eyvah avcı! Şu yavrucağı nasıl vurdun? Hem kimseyi rahatsız etmeyen, ormanlarımızı süsleyen, bu minicik yavruya nasıl kıydın? Senin hiç de mi acıman yok?..
ANNE – Şimdi onun annesi nasıl yanıyordur? Bilsen, anlasan bunu yapmazdın!..
AVCI – Anne ben bunu öldürmek istemedim!..
ANNE – O kendi kendini mi öldürdü?
AVCI – Sana nasıl olduğunu hemen anlatayım… Bütün gün canavarı aradığım için başka hayvan vurmamıştım. Ertesi gün, yani bugün de böyle oldu… öğleden sonra, köye dönmek için yola düşmeden önce, karşıma bir geyik çıktı… Ben de köye boş dönmeyeyim diye ona nişan aldım. Fakat çalıların arasında yavrusu varmış, anasını tehlikede görünce birden çalılar arasından fırladı. Anasına koştu, silâh onu vurdu, ben de fena oldum, bir kaza oldu. Oldu ama!..
ANNE – Sen iyi bir avcı değilsin!.. İyi bir avcı olsaydın ne yavrulu bir hayvanı vurur, ne yavruyu öksüz bırakırdın! Ne de böyle suçsuz bir yavruyu öldürür, annesinin gönlünü dağlardın… Zaten, avcılık, ancak herkesin tarlasını harman, çorman eden muzur hayvanlar için, insanlara karşı tehlikeli olanları yok etmek İçin yapılmalıdır. Keyif cin hiç bir can öldürülemez… Ben senin böyle kalpsiz olmanı istemiyorum… Ben sana böyle yabanîler gibi davran diye avcı olmana İzen vermedim…
AVCI – Ben de çok üzgünüm anne! Ben bu yavruyu öldürmek istemedim…
ANNE – Ama öldürdün… Ben, sana verdiğim avlanma iznini geri alıyorum… Eğer benim iznim olmadan yine avlanırsan, işte komşumuz da şahit, ben sana analık hakkımı helâl etmem!..
AVCI-Anneciğim, ben küçükten beri avcılık yaparım, avı çok severim, Fakat mademki benim avcılık yapmama izin vermiyorsun, o hâlde sana söz veriyorum, artık avcılık yapmayacağım…
ANNE – Teşekkür ederim oğlum, ama söz vermek yetmez, bu köyümüzün avcılarının bir töresi vardır. Onlar avcılığa tövbe edecekleri zaman köyün etrafını çeviren Yedidağ’ın en tepesine tırmanırlar ve tüfeklerini yedi kere havaya boşaltırlar. Sonra evlerine gelirler ve tüfeği kapının arkasına asarlar… Eğer sen de avcılıktan vazgeçmeye karar verdinse, yarından tezi yok tüfeğini alırsın, Yedidağ’a tırmanır, tepeye gelince törenin emrettiği gibi havaya yedi el ateş edersin ve gelip kapının ardına tüfeğini asarsın, benim günlüm de rahat olur! Beni iyice anla, hiç sebepsiz yere seni öldürseler ben ne hâle gelirdim. Düşün ki hayvanların da onları da seven anneleri var…
AVCİ – Avcılıktan vazgeçmek bana güç gelecek ama mademki sen istiyorsun, yarın vazgeçiyorum avalıktan!..
ANNE – Haydi geç sini başına, benim sana pişirdiğim çorbayı İç… (Avcı sini başına geçerken perde kapanır.)
İkinci perde
Sahne: (Bir koru. Bir ağaç altında oduncu balta ile odun yarmaktadır. Ava omzunda tüfekle sağdan girer.)
ODUNCU -O… Merhaba avcı başı. Nasılsın?
AVCİ-Sağ ol!.. İyiyim! Ya sen?..
ODUNCU – Şükürler olsun, ben de iyiyim… Ama seni biraz keyifsiz görüyorum nen var?..
AVCI-Bir şeyim yok!..
ODUNCU – Yoksa önceki akşam canavarı vuramadın diye mi kederlisin?..
AVCI – Vuramadım değil, bulamadım diye canım sıkkın!..
ODUNCU – (Gülerek) Ben bu ormanda canavarın peşindeyiz diyen nice avcılar gördüm, hiçbiri onunla boy ölçüşemedi. Sen de yıldın işte!.. Ayıp değil!..
AVCI – Ben yılmadım ama bugün avcılığa tövbe edeceğim de canım ondan sıklıyor.
ODUNCU – Demek korkun benim sandığımdan daha kuvvetli imiş. (Güler)
AVCI – Ben yılgınlıktan değil, ana hatırı için bunu yapıyorum.
ODUNCU – Hep korkanlar böyle söyler, ben bugüne kadar korkup da korktuğunu söyleyeni hiç görmedim.
(Tam bu sırada ormanın içinden bir geyik çıkar. Avcının karşısına dikilir, ona dik dik bakar!)
ODUNCU – (Alayla) Bak hele şuna!.. Avcıbaşı, sana şu geyik kafa tutuyor yahu!.. Tövbe etmiş bir avcı olduğunu anladı galiba! Seni umursamıyor, alay ediyor.
AVCI – (Avcı birden parlar, tüfeğini çevirir, geyik kaçar.) Ben daha tövbe etmedim.
ODUNCU – Hey avcıbaşı, mademki tövbe etmedin, seninle alay eden geyiğin ardına düşsene… Ama ey avcı, nerde sende öyle koşacak bacaklar?..
(Ava, geyiğin arkasından fırlar.)
ODUNCU – (Bağırır) Koş bakalım koş, sende eski soluk kalmamış arkadaş!.. Sen o geyiğe yetişemezsin!..
(Perde kapanır.)
Üçüncü Perde
(Sahneye baştanbaşa eğik bir kalas konulmuştur.
Dağın tepesine çıkan bir patikadır bu. Kaçıp kovalamacanın, uzun olduğunu göstermek için. Geyik sağ, dan girer, sola tırmanır, soldan çıkar. Yine aynı biçimle, geyikle ava sahneye bir taraftan girer bir taraftan çıkarlar. En sonunda geyik yüksek noktaya gelince birdenbire durur, başını geriye çevirir, avcı İleri atılır.)
GEYİK – Dur! İlerleme, silâha da davranma ey merhametsiz, ey zalim avcı! ilerleme! Olduğun yerde dur!.. Bu çalıların bir karış ötesi derin bir uçurumdur. Ben seni buraya kadar evlâdımın intikamını almak için getirdim! Durmayıp da koşsaydım, sen de peşimden koşacaktın ve bilmediğin için, uçuruma yuvarlanıp ölecektin, ama ben seni değil, seni kaybedince her şeyini kaybedecek anacığını düşündüm,.. Seni ölümle cezalandırmak, onu cezalandırmak olacaktı!.. Kendi acım kadar bir acıyı başka bir anneye tattırmamak için, seni öldürmekten vazgeçtim.
AVCI – Ey bağrını yaktığım geyik, beni bağışla! Ben yavrunu değil, seni vurmak istemiştim. O, anacığını kurtarmak için kendisini silâhımın önüne attı… Onu öldürdüğümü gören annem, iyi ve zararsız hayvanları öldürmemek şartıyla vaktiyle benim avcı olmama izin verdiğini söyledi… Fakat iznini geri aldı ve kendi izni olmadan bir daha avlanırsam bana analık hakkını helal etmeyeceğini de bildirip beni Yedİdağ’ın tepesine yolladı ve her tepede yedi kere havaya ateş ettikten sonra avcılığa tövbe etmemi İstedi. Ben, onun İçin yollarda idim, yine şeytana uydum. Ama artık bir daha annemin sözünden çıkmayacağım… Beni affet, yaptığımı düşünemedim. İşte bak! Dağın tepesindeyiz, İlk tepeden havaya doğru tüfeğimi birinci kere boşaltarak tövbe törenine başlıyorum.
(A va silâhını çevirir. O bunu yaparken sağdan, soldan, tavşan, ayı, geyik, sincap ve kuş maskelen giyinmiş çeşitli hayvanlar çıkarak şarkı söyleyip vals yaparlar.)
1-Yaşa Ey Avcı
Yaşasın ey avcı, Değiliz yabancı. Ormanın hayvanı kuşuyuz biz!.. Tra la la la la la
2- Kimimiz tavşanız, Dağlarda koşarız, Kimimiz ormanın, perisiyiz!.. Tra la la la la la
3- Gitmeden sırttan post. Sen oldun bize dost, Yaşasın sevinen dostlar da çok, Tra la la la la la
4- Korkumuz kalmadı, Yüreğe dolmadı Ne tüfek kurşunun ne bıçak, ok! Tra la la la la la Perde iner.

SKEÇLER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.